KITAPLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KITAPLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2017 Cuma

BİR AYDA EN FAZLA KAÇ KİTAP OKUYABİLİRSİNİZ?


Buyurun hep beraber bu soruyu masaya yatıralım.

28 gün çeken Şubat ayında 30-35-32 kitap okuyabilenleri görünce bu soru benim kafamı kurcalamaya başladı.

Kitap okumak da mı bir tür yarışa döndü sadece sayılarla mı ilgileniyoruz?

Belki de ayda 30 kitap okuyabilen de gerçekten her okuduğunu sindirebilmiştir. Mümkün müdür bu?

Bunun ideal bir sayısı var mı sizin için ya da aylık tutturmak istediğiniz hedefleriniz?

Bir ayda bu kadar kitap okuyabilenler peki bu işi nasıl yapıyorsunuz? Gününüzü, işinizi nasıl planlıyorsunuz? Bir günde kaç saat kitap okuyorsunuz? Bizimle paylaşır mısınız?

Yorumlarınızı, fikirlerinizi merakla bekliyorum... İsterseniz buraya yorum bırakın isterseniz de instagram hesabımızda paylaşımın altına... Tercih sizin..

Sevgiler...







1 Mart 2017 Çarşamba

Silüetler Atlası Anadolu - Feyyaz Alaçam

Silüetler Atlası Anadolu'yu Zimlicious'un bloğunda gördüm ilk. Anadolu'yu gezme hayaliyle yanıp tutuşan ben bir çeşit gezi kitabı buldum diye sevindim. İlk kitap alışverişimde sipariş ettim. Beklentim Anadolu'nun güzel yemeklerini, güzel yerlerini anlatan, geziye çıktığımda görülmesi gereken yerler listemi hazırlamayı umduğum bir kitapla karşılaşmaktı.

Kitabı elime alıp birkaç hikayeyi okuduktan sonra önce şaşırdım sonra cidden utandım.

Elimdeki kitap şiir tadında güzel Anadolu'mun güzel insan manzaralarını barındıran, duygunun düşüncenin nakış gibi işlendiği kısa hikayelerden oluşuyor.


Kitapta Feyyaz Alaçam kimdir diye bir bölüm aradım ama yoktu.. İnternette bir süre gezindim hakkında bilgi toplayabilmek için. Feyyaz Alaçam çok genç bir yazarımız ve Silüetler Atlası Anadolu üçüncü kitabı. 18 yaşından beri bisikletiyle gezen bir yolcu kendisi.

Feyyaz'ın ruhunun dinginliği, bilgeliği her sayfaya sirayet etmiş. Okudukça huzur buluyorsunuz... Öyle yemek içmek gibi geçici tatlarla işi yok Feyyaz Alaçam'ın. Yukarıda utandım dememin sebebi buydu. Ne kadar da geçici zevklerin peşindeyiz diye düşündüm uzun uzun.


Unutmak istemediğim bölümlerden alıntıları aşağıya ekliyorum. Silüetler Atlası Anadolu'yu okuyacaklara keyifli okumalar dilerim.


  • Güneş yer değiştirdikçe öğreniyordum bir şeyleri, eski kelimelerin anlamlarını bir bir kapı dışarı edip yeni anlamlar yazıyordum o kelimelerin hüviyetlerine.



  • Işığın kaynağı güneş değildir, ışık, insanın içinden yayılır evrene...



  • Bana göre, "Doğulu" aslında "Batısız" demekti, "Batılı" da aslında "Doğusuz". Bir "yolcu" olarak yön kavramı, benim için sifon sesinden daha çekici değil.



  • Kötü hava yoktur Fernando! Yağışlı, sıcak veya soğuk hava vardır. Ve daha önemlisi hazırlıksız insan vardır.



  • Hem yaşamak, ateş yakmaktan başka nedir ki?



  • Bir "kötü"nün olması, "iyi"nin bulunmasına teşvik eder insanı. Fakat iyinin "iyi" olduğunu anlamak için insanın sakin bir ruh haliyle, kavgasız bir şekilde bulunduğu durumu algılamaya çalışması yeterlidir.



  • Bir de eşim vardı yanımda(ses etmeyin, devlet mührü olmadan, sözleşmesiz, şahitsiz ve mahitsiz eş olduk biz Cihanların Aziz Meyvası ile. Ve yanlış anlamayın sakın, bir hutbe de okunmadı arkamızdan, yan yanalığımızı bizden daha çok kutsayacak).



  • Banka cüzdanlarında yazan rakamların soyut rakamlar olduğunu unutan ve parayı bir inanç biçimi haline getirmiş olan insanların yeri yoktu masamızda. İstersen sineğe tap! Ama paraya değil arkadaş! Ya da git, biraz uzakta bütünleş rakamlarınla.


24 Şubat 2017 Cuma

Benim Ahmed'i gördünüz mü?

.....

Karargahın içinde: "Kudüs düştü!" sözü ölüm haberi gibi yayıldı. Daha şimdiden Beyrut'a, Şam'a, Halep'e göz yaşlarımızı hazırlamak lazımdı.

Artık yalnız Anadolu'yu ve İstanbul'u düşünüyorduk. İmparatorluğa, onun bütün rüyalarına ve hayallerine, Allahaısmarladık!

....


İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene:

-Benim Ahmed'i gördünüz mü? diyor.

Hangi Ahmed'i? Yüz bin Ahmed'in hangisini?

Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolunun aksini gösteriyor:

-Bu tarafa gitmişti,diyor.

O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdad'a mı?

Ahmed'ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmed'ini görsen, ona da soracaksın: Ahmed'imi gördün mü?

Hayır... Hiç birimiz Ahmed'ini görmedik. Fakat Ahmed'in her şeyi gördü. En alasından cehennemi gördü.
....
Ahmed'i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bir anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek... Fakat biz Ahmed'i kumarda kaybettik!
....

Birinci Dünya Savaş'ından Falih Rıfkı Atay'ın kaleminden bir anı. Cemal Paşa komutasındaki ordu Suriye cephesinde İngilizlere yenilmiş dönerken.

Zeytindağı Nerededir?

Kudüs'un doğusunda bir tepedir.
....

Bir Tük Kudüs'ü yoktu. Bir Arap Kudüs'ü var mıydı? Hayır. Ne Katolik, ne Ortodoks, ne de Yahudi Kudüs'ü! Kudüs Haçlı alemli, Davud mühürlü sancaklar altında göze görünmez orduların sessizce alıp verdikleri bir yer. 

....

Şuradaki yazımda da bahsettiğim gibi Falih Rıfkı Atay Birinci Dünya Savaş'ı anılarını Zeytindağ'ı kitabında yazmış. Her satırında giden her Ahmed için içiniz sızlaya sızlaya okuyacağınız bir kitap.

Bir imparatorluk nasıl gümbür gümbür enkaza döner, bir millet göz göre göre nasıl felakete sürüklenir? Yanlış hesaplar, yanlış kanunlar daha da vahimi kanunsuzluklarla bir son nasıl hazırlanır sorusunun cevabı var bu kitapta.

Dahası bu millet böyle bir enkazı kaldırmış, yerine Cumhuriyet'i kurmuş,
Israrla okumanızı öneririm...

Sevgiler...



15 Şubat 2017 Çarşamba

Dedemin Bakkalı - Şermin Çarkacı

Şermin Çarkacı okumak bana çok iyi geliyor. Çocuğumu yetiştirme konusunda güzel umutlar aşılıyor. Bunu bazen kitapları ile bazen de sosyal medya paylaşımları ile yapıyor.

Birçok uzman bangır bangır bağırıyor; çocuklarınızla nitelikte zaman geçirin, onların dilinden konuşun, onlara zaman ayırın. Bizim için özellikle anne-baba gün boyu işte, çocuk ise bakıcıda,kreşte ya da büyükannede olan aileler için bu söylenenleri yapabilmek zorlaşıyor. Çalışan kadınız, belki çoğumuz çocuğuyla hafta içi sadece bir iki saat vakit geçirebiliyor.  Doğru olanı biliyoruz ama bunu pratikte nasıl hayata geçirecez kaygısı var hepimizde.

Bu noktada devreye Şermin Çarkacı girdi ve çocuklarımızla nitelikli zaman geçirmemizi öneren uzmanlara ek olarak bunu çalışan bir anne 'nasıl yapar?' ı uygulamalı olarak göstermeye başladı.

"Nitelikli zaman" dediğimiz bu havalı cümlenin içini doldurdu. Basit oyun fikirleriyle amaç her zaman onları eğitmek değil aynı zamanda beraber anı biriktirmek, eğlenmek, gülmek.

"Dedemin Bakkalı" beni unuttuğum çocukluğuma götürdü. Okudukça bazı şeyleri gerçekten unuttuğumu ve yıllardır sanki ben hep yetişkinmişim, hiç çocuk olmamışım gibi hissettiğimi fark ettim.

İnsanın ruhu hafifler mi bilmiyorum ama benim hissettiğim buydu. Sanki biri üstümdeki kalın battaniyeyi yavaşça aldı götürdü. O günlerin neşesi, hareketi,  heyecanı geldi oturdu evime, işime, hayatıma...

"Dedemin Bakkalı" için Şermin Çarkacı yazarken en keyif aldığım kitap diyor. Ben de bir okuyucu olarak okuduğum en keyifli kitaplardan biri diyebilirim.

Kitapta Şermin Çarkacı'nın köy bakkalı olan dedesinin yanında yazları çalışırken biriktirdiği anılarını cin fikirli ve son derece girişimci ruhlu küçük Şermin'den dinleyeceksiniz. Biz yetişkinlere bir de çocuk gözüyle bakalım.

Kitaptan sevdiğim en güzel cümle: "Çocuk kalbi affeder ama asla unutmaz!"

Şimdiden keyifli okumalar...


3 Şubat 2017 Cuma

KANUN NEDİR?

Bir millet yüz sene de hiç mi değişmez, hiç  mi ders alınmaz hayretler içerisinde kaldım. Beş on değil yüz senedir meselemiz aynı, değişmiyor, değiştiremiyoruz. 

Bu sıralar Falih Rıfkı Atay'ın Zeytindağı'nı okuyorum.

Falih Rıfkı Birinci Dünya Savaşı'nda 4.Ordu Komutanı Cemal Paşa'nın emir subayı. Cemal Paşa İttihat ve Terrakki'nin üç liderinden biri. Diğerleri Enver Paşa ve Talat Paşa.

Falih Rıfkı Osmanlı'nın son gençlerinden olarak saltanatın son zamanları ve Cumhuriyet'in ilk zamanlarını yaşamış, savaşın sıcak geçtiği bölgelerinde Kudüs ve Suriye'de görev yapmış.

Zeytindağı Atay'ın anılarını yazdığı kitabı. Bence gelecek devirlere ibret olsun diye kaleme alınmış.

Sizleri de etkiler mi bilmiyorum ama  Cemal Paşa ile ilgili aktardığı bir anısı tüylerimi diken diken etti. Aşağıya kitaptaki bölümü aynen ekliyorum.



KANUN

- Efendimiz kanunu getirdim.
- Ne kanunu?
-Bir mesele için emir buyurmuştunuz. Halbuki elimizdeki kanun sarihtir, bu mesele emriniz gibi halledilemez.

Yaverine dönerek:

-Bana bir müsvedde kağıdı getiriniz!

Ve hemen Harbiye Nazırlığına müstacel (ivedi) bir telgraf: "Şu numaralı kanunu hemen bu şekilde değiştirerek bana metnini müstacel telgrafla bildiriniz."

Bir kumaş bile bu kadar kolay ısmarlanmaz.

Yukarıda bürokrasiden şikayet etmiştim. Bütün şikayetler doğru olabilir: Fakat Büyük Harbin (Birinci Dünya Savaşı) kanun kafası, bürokrasi kadar zararlı idi.

Meşhur Kavur:

-En fena chambre, en iyi antichambre'dan daha iyidir, demiş.

En fena kanun, en iyi kanunsuzluktan daha iyidir, denebilir. En doğrusu kanunun iyi yapılması olduğuna şüphe yoktur.

Kanuna güvenlik ve saygısı olmayan yerde zarar o kadar büyüktür ki, hiçbir fena kanun, memlekete o kadar ziyan vermez.

Cemal Paşa Boyacıköyü'ndeki yalısındaki son günlerinden birinde:

-Bir şey yapmak istiyorum, kanun karşıma çıkıyor. Kanun nedir? Ben yaptım, ben bozarım.


Bu Enver'in bir sözünü hatırlatır:
- Yok kanun, yap kanun!

Der ve anlamayanlara izah ederdi:
-Yaparım olur, bozarım olmaz!

31 Ocak 2017 Salı

Müptezeller - Emrah Serbes

Müptezeller'i iki gün içerisinde okudum. Dili çok akıcı ve anlatılan olaylar gerçekten de yaşanmışlık tadında. Ana karakterin gerçekte var olan birinden alındığını hatta bu kişinin kitabın yazarı Emrah Serbes olduğu düşüncesi kitap boyunca epey ağır bastı.

Adı üstünde Müptezeller. Ne demektir bu müptezel şöyle bir tanımlayalım. TDK der ki saygınlığını yitirmiş, çokluğundan dolayı değerini yitiren, değersiz anlamına gelir müptezel. Ne yazık bir grubun kendini böyle hissetmesi ve böyle adlandırması. Bu kitapta hayatın en dibine girmiş oradan bir türlü çıkamayan açıkçası çıkmak için çok da çabalamayan bir takım insanların hayatından alınmış bir parça olaylar zincirini okuyorsunuz.

Kitabın içeriğine bir kaç yorum yapmam gerekirse en şiddetli hissettiğim duygu ana karakteri iyi bir pataklayıp sonra karşısına oturup ona nasihatler vermek istedim çünkü  bir türlü kendini toparlayamaması ve olayların sürekli onu dibe çekmesi; ya biri çıksa da şunun karşısına omuzlarından tutup iyi bir silkelese dedirtti.

Kitabı tesadüfen bir raftan elime aldım, arkasındaki yazıyı okudum ve satın aldım. Epey okuyanı varmış haberim yok. Bir paragraflık bir kısım beni epey etkiledi ve kitap boyunca da düşündürdü. Gerçekten bazı şeylerin akışına kapılıp kendimizi kaybediyoruz.

Sanki altmış yıl yaşayacağımızın garantisi varmış gibi ileriye dönük yatırımlar yaparız da yarın deprem olacağı ihtimali hiç aklımıza gelmez. Her şeyin planını yaparız da hayatın bize yaptığı planları hiç düşünmeyiz.

Müptezeller'i mutlaka okumalısınız size katacağı bakış açısı oldukça önemli ve sizi biraz isyankar yapsa da okumaya değecektir emin olabilirsiniz.

Sevgiler, BNG.

30 Ocak 2017 Pazartesi

Şimdiki Çocuklar Harika, Aziz Nesin


Bugün eskilerden bir kitap seçtim. Okumakta çok geç kaldığım ama tekrar tekrar okumak istediğim kitaplardan biri. Şimdiki Çocuklar Harika - Aziz Nesin.

Aziz Nesin şüphesiz Türkiye'nin en tartışmalı yazarlarından biridir. Seveni kadar sevmeyeni de çoktur. Tartışmalı yönlerini bir kenara bırakalım ve sadece Şimdiki Çocuklar Harika kitabına bakalım. Ben bu kitabı okuduktan sonra çok şey kaçırdığımı fark ettim. Neden daha küçük yaşlarda bu kitapla tanışmadım ki?


Ben çocukken babamın kitapları evde yer olmadığı için kolilerin içinde dururdu. Kardeşimle iki meraklı olarak o kolilerin içinde kendimizi kaybetmişliğimiz çoktur. Ben o kolilerde bir çok Aziz Nesin kitaplarının da olduğunu hatırlıyorum hayal meyal ama nedense hiç merak edip de okumamışız. Sonra acaba babam neden okuyun bunları diye önümüze koymamıştır bir ara bunu da kendisine soracağım....

Zeynep ve Ahmet adında ilkokul 5. sınıf çocuklarının birbirlerine yazdıkları mektuplardan oluşuyor kitap. Onların gözüyle ailelerini, öğretmenlerini okuyorsunuz. İnanılmaz eğlendim okurken. Kendi ilkokul yıllarımda gezdim durdum sürekli.... Bazen o kadar sesli güldüğüm anlar oldu ki eşimin tuhaf bakışlarına maruz kaldım.

Aziz Nesin kendisinin de dediği gibi zor olanı başarmış... Yani çocuklara bir büyük olarak öğüt vermeyi değil de onlar gibi bakmış dünyaya ve onların gözünden yazmış her şeyi.

Kitapta iki bölümde inanılmaz eğlendim birincisi Ahmet'in yazdığı "Amerika'yı Yapan Mimar". Aziz Nesin bu hikayede ezberci eğitimin çocukları ne hale getirdiğini o kadar komik anlatmış ki...Hatta Hababam Sınıfı'nda Kemal Sunal'ın müfettiş ile unutulmayan bir sahnesi vardır. İnek Şaban sorulan tüm sorulara yanlış cevap verir en son  müfettişi de şaşırtır. Müfettiş sinirlenip sınıftan çıkar. O sahne bu hikayede geçiyor. Bu kitabın basımı 1967. Yani Hababam Sınıfı filmlerinden önce ancak bildiğiniz üzere Hababam Sınıfı da Rıfat Ilgaz'ın romanından filme uyarlandı. Rıfat Ilgaz'ın kitabını okumadım. O sebeple bu sahnenin onun kitabında olup olmadığını bilmiyorum. Bu sahne Aziz Nesin'den mi yoksa Rıfat Ilgaz'dan mı merak ediyorum.

Bir diğer beğendiğim bölüm yine Ahmet'in yazdığı "Çocuk Bayramında Müsamere" bölümü. Bu bölümde gülerken gözümden yaş geldiği de oldu.

Şimdiki Çocuklar Harika'yı önce kendiniz sonra da çocuklarınıza okutmalısınız. Henüz okuyamıyorlarsa onlara okuyarak eğlenceli bir akşam geçirebilirsiniz.


26 Ocak 2017 Perşembe

İçimizdeki Şeytan'dan 7 Alıntı


Bu kitabın ne kadar anlamlı ne kadar içten olduğunu kelimelere dökmekte zorlandım. Bu sebeple okurken altını çizdiğim yerleri burada paylaşarak aktarmayı doğru buldum. İşte size bana göre anlamlı 7 alıntı...

1. Bir insanı kendisi kadar, kendi düşünceleri, dertleri, korkuları ve noksanları kadar ne meşgul edebilirdi?

2. Sizi kendim kadar tanıyorum... Bundan daha büyük zırva olur mu? Kendimi ne kadar tanıyorum ki?...

3. Dünyaya hükmetmeye hazırlanıyormuş!  Dünya kim?.. Benden başka dünya var mı? Herkesin bir tek dünyası vardır, o da kendisi... Üst tarafı ile alakadar olmaya bile değmez...

4. Bir insanın bilgisi, düşünceleri, mantığı, ahlakı hulasa her şeyiyle bir kül olduğunu henüz anlayan yok. Bu muhtelif taraflar bir insanda ne kadar ayrı çehre gösterirse göstersin, bir noktada birleşir ve bir ahenk vücuda getirirler. (kül:bütün)

5. İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir. Bende bu fena cevher fazla miktarda mevcutmuş. Belki herkeste var... Fakat insan olan onu söküp atmasını, yahut boğmasını biliyor... Dokunmadan bırakmak, bir gün başını kaldırmasına meydan vermek olur...


6. İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulunü bulmuştum. Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var... Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üzerindeki tesirlerde arıyoruz.

7. Adam olmak değil, enteresan olmak; bir şey yapmak değil, bir şey yapanlara istihfafla bakacak bir yere çıkmak istiyordum... (istihfaf:küçümseyerek)


6 Ocak 2017 Cuma

BİLİNÇLİ BEBEK

Taze anne olunca bebek-çocuk gelişimi kitaplarını elinden düşürmemeye başlıyor insan. Sanki anneliği, ebeveyn olmayı kitaplardan öğrenebilirmişiz gibi kitapçılarda, internette ne kadar kitap varsa okuma çabasına giriyoruz. 

Aletha J. Solter in ‘Bilinçli Bebek’ kitabı henüz oğlum doğmadan alıp okumaya başladığım kitaplardan biri. Genel olarak bebek ve bebek gelişimine bakış açısını sevdiğimi belirtmek isterim en başta ancak kitapta bulunan önerilerin pratikte uygulanabilirliği biraz sıkıntılı.

Kitap temel olarak dört varsayım üzerinde duruyor.
           ·         Bebekler neye ihtiyaç duyduklarını bilir.
           ·         Bebeklerin ihtiyaçları karşılanır ve incitilmezlerse bebekler zeki ve sevecen olur.
           ·         Yaşamın ilk yıllarındaki deneyimlerin ilerideki yıllardaki duygu ve davranış kalıpları üzerinde derin ve kalıcı etkileri vardır.
           ·         Bebeklerin stres ve travmanın birçok etkisinden kurtulma yetenekleri vardır. (syf 20)

Şimdi bu dört maddeyi okuyunca yanlış hiç bir şey yok. İlk yıllar elbette çok önemli ve bir insanın hayatını şekillendiren yıllar. Elbette ihtiyaçları karşılanan bebek sevecen olur ama bu işin zor kısmı bu teoride bilinen gerçeklerin uygulanabilirliği.

Kitabın genelinde geçen mevzu bebeğiniz ağladığında panik olmayın, ağlamak da bir ihtiyaçtır ve bebeklerin de stresi vardır. Ağlayarak stres atarlar.  Amma velakin mesele bebeğimizin stresten ağlaması ile bir sıkıntıdan kaynaklı ağlamasını nasıl ayırt edeceğiz. Biz tecrübesiz anneler için riskli bir durum. Strestir bırakayım ağlasın rahatlasın derken belki bebeğimizin bir sorununu anlayamamış olabiliriz.

Bebek büyüdükçe aranızdaki bağ kuvvetleniyor, artık birbirinizi tanımaya başlıyorsunuz. Tecrübelendikçe neden ağladığını çözmeye başlıyorsunuz ama ilk aylarda, özellikle o çok ağladığı dönemlerde bu bence imkansız. Gaz olabilir, açlık olabilir, bir yeri ağrıyor olabilir daha fenası kolik olabilir ki gerçekten çözemediğim bir mevzu. Bir bebek neden kolik olur? Tedavisi nedir? Tam anlamıyla cevaplanamayan sorular. Doktorlar bile kesin çözüm sunamıyorlar maalesef. Belki denemeniz için bir takım öneriler sunuyorlar ama tam anlamıyla düzeltmiyor. Hafifletiyordur sadece.

Yazarın hoşuma giden düşüncelerinden biri bebeğinizi kucağınıza almaktan çekinmeyin. Kucağa alışır ya da şımarır olgusunu çöpe atmamızı istiyor. Çünkü bu kadar küçük bir bebek henüz bunları bilmiyordur. İhtiyacı kadar kucak ya da sarılma istiyordur. Ben bebeğimi bol bol kucağımda taşıdım. Hatta uyudu indirmedim. İlk üç ay bunun tadını çıkarmakta fayda var. Özellikle prematüre bebeklerin gelişiminde anne kokusunun önemi doktorlarca da çok fazla vurgulanan bir mevzu.

Bu süreçte yerli yabancı bir çok kaynak edindim. Bir yerden sonra anlatılanların hepsi birbirine benzemeye başladı diyebilirim. Sonuç olarak mevzu aynı. “Bebek”  Sorunların ve çözümlerinin de birbirine benzemesi kaçınılmaz aslında ama okudukça, başka annelerin de sizle benzer süreçlerden geçtiğini görünce sakin kalmayı öğreniyorsunuz. Çocuk yetiştirmenin en zor kısımlarından biri bu bence sakin olabilmek. Panik yapmadan o an yaşadığınız problemin  de tıpkı diğerleri gibi geçeceğini düşünmek.

Pachelbel den Canon in D 'nin piyano versiyonunun linkini de buraya koyuyorum ki sıkıntılı anlarda bebeğinize ve size yardımcı olabileceğini düşündüm.



Keyifli okumalar.



2 Ocak 2017 Pazartesi

MEMLEKETİ KURTARIRSA MİZAH KURTARIR


Bugünkü kitabımız 2016’nın mizahta en çok satan kitabı:  Memleketi Ben Kurtaracağım , Gülse Birsel

Ülke olarak 2016’dan kurtulduk 2017 güzel geçsin diye dilekler dilerken 2017 sabahına çok kötü haberlerle uyandık. Ülkece geçtim mizahı tebessümü bile unutmak üzereyiz ancak toparlanmak, çok çalışmak ve üretmek zorundayız. Bu süreçten kurtulmanın başka yolu maalesef yok.

Tam da bu sıralarda biraz nefes almak, ağlanacak  halimize bir de mizahın gözünden bakmak isterseniz bu kitap tam sizlik.Gülse Birsel’in köşe yazılarından derlenmiş bir kitabı. Gülse Birsel’i okumaktan zaten keyif alanlardansanız, bu kitabı da seveceksiniz. Alıştığımız keyifli dili ve anlatımı evde geçirilmek istenen bir hafta sonunuzu keyiflendirecek, ülke sorunlarına biraz da gülmenizi sağlayacaktır.

Arka Kapak :
Bu kitapta, hem ülkeyi yönetmeye talip olduğum bazı siyasi yazılar, hem de politikayla hiiiç ilgisi olmayan makaleler bulacaksınız.
Misal ilk bölümde otobiyografimi kaleme aldım. Henüz genç bir kız olduğum için 7 yazıda bitti. Gülecek bir şey yok, daha bir espri yapmadım! 
Kitapta ayrıca, diyetten antidepresanlara, astrolojiden sosyal medyayı nasıl kullanmanız gerektiğine, pek çok anekdot ve tavsiyem var. O bölüme bir kişisel gelişim kitabı muamelesi yapabilirsiniz. Yazıları dikkatle okuyup, benim yaptıklarımı asla yapmazsanız, kişisel olarak gelişeceğinize inanıyorum.
Ama çok da fazla gelişmeyin. Madonna vücut geliştireyim dedi, kolları ne oldu gördünüz...
Yani ismine aldanıp sadece siyaset okumak için kitabı alan ve şu an iade etmeye karar verenler, paranızı geri vermeyeceğiz!
Yedim bile ben o parayı! Simitle üçgen peynir aldım, yedim.
Paranızı değil, ama ülkenin hali yüzünden kaybettiğiniz kahkahanızı geri verebilirim belki. Ümidim o.
Milletçe ortak üst kimliğimizin bir huni olabileceği, kafayı sıyırdığımız şu dönemde, bir iddiam var: Kapaktaki cankurtaran üniformalı temsili fotoğrafımın da anlattığı gibi, memleketi ben kurtarabilirim! En azından denerim. Durumumuz daha iyi olur mu, bilmiyorum. Ama daha kötü olamaz diye düşünüyorum! En azından acık güleriz be? Ha?


Yeni yılda daha umutlu günler ve keyifli okumalar dilerim.

Sevgiler...


29 Aralık 2016 Perşembe

Başlarım Şimdi Anneliğe!

Bugünkü kitabımız Anne Bebek Kitapları yazımda bahsettiğim, benim bu kategoride en iyi ilk üç kitabımdan biri olan Başlarım Şimdi Anneliğe.

Hamileliğimin 5. ayı filandı bir kitapçıda gezerken tesadüfen gördüm kitabı. Halbuki Oyuncu Anne sosyal medyada bayağı tanındık bir anneymiş.  

Kitapçıda ayak üstü açtım ilk sayfayı, ‘Bu kitap nereden çıktı’ ile  başlayan bölümü okudum ve kasaya gittim. Dedim evet yalnız değilmişim.

Ben hamile kaldığımı öğrendiğim günden beri içimde korku, telaş, yapabilir miyim yapamaz mıyım endişesi yaşarken başka anne adayları ayakları yerden kesilmişcesine paylaşımlar yapıyor.... Alışverişler, baby shower lar, doğum videoları , masal gibi hikayeler filan... Yani başkaları gibi kendimi hiç küllerimden doğmuş hissetmedim. Acaba ben mi anormalim, ben de annelik duyguları yok mu  gibi düşüncelere dalmıştım ki Şermin Çarkacı çıktı karşıma.. Ki kendisi beni doğumdan sonraki süreçle tanıştırdı hem de en gerçekçi yönüyle... Emzirme, uyku, ek gıda, diş çıkarma aklınıza gelen hatta başınıza gelen tüm süreçler için eğlenceli bir bölüm var kitapta. Tabi okurken daha eğlenceliydi. Yaşarken okuduklarınızın üstüne siz de anılar, tecrübeler biriktiriyorsunuz.

Yazarın dili çok samimi ve inanılmaz keyifli. Aslında anlatılan o kadar zor bir süreç ki ama gerçekten geç kalmadan okursanız bu süreci kendiniz ve bebeğiniz için nasıl keyifli hale getirebileceğinizi öğrenmiş olursunuz.

‘Başlarım Şimdi Anneliğe’ hamilelikte okumak için çok ideal. Hem bebeğiniz doğmadan bir nebze de olsa kendinizi hazırlamış olursunuz hem de bebeğiniz eve geldiğinde zaten bir süre bırakın kitap okumayı aynaya bakmak için bile vaktiniz olmayacak.


Şimdiden iyi okumalar.

Sevgiler Hilal.

26 Aralık 2016 Pazartesi

Beyaz Zambaklar Ülkesi

Bugün izlediğim bir konuşmayı paylaşmak istiyorum bu yazıya başlamadan:


Ahmet Naç gibi bir öğretmenim olsun isterdim o kadar isterdim ki bazen bu yaşadığım öğrenmede geç kalmışlık hissini yaşamamak için her şeye yeniden başlayabilirim. Mustafa Kemal'i bir de böyle dinlemek isterdim mesela. Sonradan kendi çabalarımla okuyup öğrenip bunu insanlara anlatmak daha zor oluyor. Keşke böyle öğretmenler yurdun her bir köşesinde olsa da kimse kimseye artık Mustafa Kemal Atatürk'ü anlatmak zorunda kalmasa. Artık o kısımları çoktan geçmiş olsak ve tartıştığımız konular birbirimizin ürettiği ortaya koyduğu bilimi sanatı edebiyatı eleştirmekten oluşmaya başlasa. Daha bekleyecek miyiz bu seviye için ne dersiniz..

Bu konuşmada geçen Mustafa Kemal'in yaptıklarına bu yazı ile bir şey daha eklemek istedim. Çok severek okuduğum ve Finlandiya'ya başka bir gözle bakmaya başladığım kitap '' Beyaz Zambaklar Ülkesinde'. Bu kitap hayatımıza Mustafa Kemal sayesinde girmiştir. Atatürk'ün okul müfredatına alınmasını istediği ve bunun için çeviri yaptırdığı ilk kitaptır.

Kitabı biraz anlatacak olursam; Finlandiya'nın yokluk ve bataklık içindeki bir ülkeyi nasıl beyaz zambaklarla çevrili bir ülke haline getirdikleri anlatılır. Kitabın başlarında eğitime verilen önemi çok net bir şekilde anlayabilirsiniz ve devamında ailenin ve çocuklarımızı küçüklükten eğitmenin önemini vurgular. Devlet memurlarından tutun da halkın her kesimine kadar dürüstlüğü anlatır. Bunlar olduğunda nasıl kendiliğinden beyaz zambaklarla çevrili bir ülke oluverdiğinizi görüyorsunuz aslında.

"Ülkede ne kadar cahil, tembel, katil, hırsız var bir sayın. Çocukluk ve gençlik yıllarında doğru eğitilselerdi çoğu vatanına faydalı insanlar olurdu"

Sevgi ve ilgi ile büyüyen bir çocuğun büyüdüğünde hırsıza dönüşme ihtimali çok düşüktür hatta yoktur diyebiliriz ve bireyler birleşip toplumu oluşturacağı için her bir çocuk ne kadar özenle yetiştirilirse aslında o kadar güzel bir topluma dönüşüruz. Bir toplumu etkileyen önce ebeveynler sonra da öğretmenlerdir aslında.

Kitapta sağlıktan eğitime, aileden sosyal konulara kadar geniş bir içerik ele alınmış. Bir ülke nasıl gelişir derseniz önce bu kitabı okuyun. Ve yine Mustafa Kemal gibi bir aydın bu ülkeye geldiği için şükredin. Ben boyle diyince Ataturk karsitlarinin aklından geçebilecek her yargıyı tahmin edebiliyorum ama benim gözümde hiç kimse sadece Anitkabir'de üç bin kitabı bulunan bir adam kadar değerli değildir. Bol okumalı günler,

Sevgiler.
BNG

20 Aralık 2016 Salı

Anne Bebek Kitapları

Bu yazımız anne adayları ve yeni anneler için... İnsan bu serüvene yeni atılacakken okuyabileceği bir takım kaynak arayışına giriyor ve bir bakıyorsunuz piyasada Anne-Bebek Kitapları kategorisinde o kadar çok seçenek çıkıyor ki karşınıza. Hepsini alamazsınız ki alsanız da okumaya vakit yok. Bu durumda seçim yapmak çok zorlaşıyor. Ben hamilelik sürecinde ve bebeğin 1 yaşına kadarki sürecinde elimin altında, gerçekten çok işime yarayan kaynaklardan bahsetmek istiyorum.



İlki hamilelik sürecimde çok faydalandığım Elizabeth Fenwick 'in Annelik ve Bebek Bakımı isimli kitabı. Kitap daha çok ansiklopedi tarzında, bol resimli ve anlatımı bakımından gayet sade ve anlaşılır. Hamilelik süreci ile ilgili internette ya da telefon uygulamalarında çok şey bulabilirsiniz ancak çok fazla bilgi kirliliği de var. Hamilelik gibi hassas bir dönemde ne okuduğumuza dikkat etmekte fayda var.

İkincisi Dr. Erhan Ateş'in Modern Bebek Bakımı 0-12 Ay. En çok memnun olduğum ve faydalandığım kitap diyebilirim.Özellikle bir çocuk doktoru tarafından yazılmış olması ve bebek sağlığı, gelişim basamakları, ek gıda dönemi, aşılar aklınıza gelebilecek her konuda size yardımı dokunacak bir bölümünün olması çok güzel. Bebeğiniz bir yaşına gelene kadar elinizin altında duracak, güvenilir bir kaynak.

Üçüncü ve son olarak Şermin Çarkacı'nın Başlarım Şimdi Anneliğe kitabı. Şermin Çarkacı yı yani meşhur Oyuncu Anne'yi duymayan yoktur sanırım. Sunay Akın Oyuncu Anne için sosyal medyada ilerde bir çocuk bakanlığı kurulursa , kendisi ilk bakan olmalı gibi bir yorumda bulunmuştu ki kesinlikle çok haklı. Bu kitapla ilgili düşünceler ayrı bir yazının konusu o sebeple kısaca diyorum ki hamilelikte alın ve okuyun. Çok keyif alacağınızı garanti edebilirim.

Bu süreçte okuduğum bir çok kitap arasından benim için ilk üç sırayı oluşturuyor bu kitaplar. Eğer önerdiğiniz başka kitaplar varsa onları da Sizden Gelenler köşemizde yayınlayabiliriz.

Şimdiden keyifli okumalar.

Hilal.

29 Kasım 2016 Salı

George Orwel 1984

“1984, Orwell’in sanatının tacıdır ve kuşku götürmez biçimde, dikenlerden oluşmuş taçtır bu. “
E.M. FORSTER
George Orwel’in 62 dilde yayımlanan başyapıtı   “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört”  distopik bir evrende geçmektedir. Distopik, ütopyanın anti-tezi olarak tanımlanır ve ‘kötü bir yer’  anlamına gelir. Bu kitapta bir korku imparatorluğu yaratılmıştır. Sessiz isyanınızı, çaresizliğinizi, korkularınızı içeren, iki artı ikiye dört demenin bile özgür olmadığı bir devlet düzeni kurulmuş.  İzin verin bu düzeni anlatmaya çalışayım.
“SAVAŞ BARIŞTIR
ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR
BİLGİSİZLİK KUVVETTİR”
Kavramların size asıl anlamı dışında öğretildiği, en yakınınız olan ailenizin bile sizi ispiyonladığı, bir tele-ekran aracılığı ile günlük yaşantınızın her anının izlendiğini ve mimiklerinizin dahi kontrol edildiği bir dünya düşünün…
Kitapta Londra’da  “Okyanusya” adının verildiği baskıcı bir devletten söz edilir.  Bu devlet baskıcı bir yönetime sahiptir, bir parti ve diktatör tarafından yönetilir. Büyük Birader denilen bu diktatör halka bir tele-ekrandan seslenir, kimi zaman korkutur kimi zaman devletin durumunu coşkusal veba içinde olan halka anlatır.
Partinin amacı tüm insani duyguları yok etmek ve iktidarı her şekilde elinde tutabilmektir. Zaten iktidar olma amacı dediğin şey insani duyguları içinde nasıl barındırır ki?
Partinin kurallarına göre düşünce, özgürlük, adalet, aşk, dostluk gibi kısaca tüm insani duygular yasaktır.  Düşünceler düşünce polisi tarafından takiptedir, mimikleriniz bile ne düşündüğünüzü anlamak için kontrol edilir. Parti üyeleri arasında aşk evliliği kesinlikle yasaktır, bireyler sadece çocuk yapıp partinin devamlılığını sağlamak için evlendirilirler. Çünkü bireyler arasındaki duygusal bağ ne kadar zayıflatılırsa, kontrol mekanizması o kadar sorunsuz işler.
Partinin bir diğer kuralı ise geçmişe hiçbir iz bırakmamaktır. Bu sayede bugün söylenen sözler veya yapılan işler, yarın sanki hiç olmamış ve hiç yapılmamış gibi gösterilebilir. Kitaptan örnek verecek olursam Okyanusya,  Avrasya ile savaşta olduğunu, Doğu Asya devleti ile müttefik olduğunu duyururken, dört sene sonrasında Doğu Asya ile savaşıp, Avrasya ile müttefik olduğunu duyurması aradaki kopukluğun en açık göstergesidir.  Bunu başarmasının yolu da eski gazete, dergi ve kısaca tüm yayım araçlarının arşiv dairesince partinin bu günkü durumuna göre tekrar tekrar uyarlamasıdır.
Winston Smith arşiv dairesinde çalışan ve koca kitapta olayların farkına varan tek babayiğittir. Düşünmeye ve yazmaya başlar bu da beraberinde başkaldırıyı getirir. Parti çalışanlarından biri olan Julia ile duygusal bir ilişki içine girer ve olaylar bunun sonrasında gelişir.
Kısaca toparlayacak olursam “1984” bir devletin, iktidarın, kendi halkını nasıl ezdiğini, aşağıladığını, korkutup yok saydığını anlatır. Kitabı okurken bir iktidarın, toplumu insani duygulardan yoksun bırakıp nasıl iktidarda kaldığını, korkuyu ve baskıyı nasıl bu şekilde etkili kullanabildiğine hayret etmedim değil.
  Ayrıca kitapta günümüzle karşılaştırdığım ve benzer bulduğum pek çok nokta var. Bana göre bizde korku imparatorluklarının kök saldığı bir dünyada yaşıyoruz aslında. Hatta kitaba göre daha korkunç bile olabilir. Her gün insanların sebepsiz yere öldüğü, öldürüldüğü,  ucu bucağı görünmeyen fakirliğin, işsizliğin olduğu, insanların düşüncelerinden ve yazdıklarından dolayı tutuklandığı, cinsiyet, ırk, din ve mezhep ayrımcılığının yapıldığı, toprak kavgası ve hatta petrol kavgasının olduğu bir dünyada yaşamıyor muyuz biz? Peki ya neden toplum bunca şeye gözünü kapatıyor diye soruyor insan.
“ Kitleler asla, yalnızca ezildikleri için, kendiliklerinden başkaldırmazlar. Kendilerine karşılaştırma yapabilecekleri ölçüler verilmedikçe, ezildiklerinin bilincine varamazlar.” 
Bu satırları okuyunca bu soruya şöyle cevap buldum; belki de kitleler gözünü kapatmıyor, kitlelerin gözü kapatılıyor. Kitapta da en başından beri devam eden savaş halinin nedeni toplum psikolojisinin istenilen düzeyde tutulması değil miydi? Düşünsenize aslında dünya da hiç savaş yok ama iktidar güç uğruna toplumu hep bu psikolojide tutsun, toplum da sığınacak liman diye var olan iktidarı görsün.
 Bir de insanlara gerçek anlamda özgürlüğün verildiğini düşünün. Sadece birbirlerinin sınırlarını gözeterek kullanabilecekleri bir özgürlükten bahsediyorum. İstediklerini yazıp, çizip söylemelerinden bahsediyorum.
“ Özgürlük iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir. Eğer buna izin verilirse, gerisi kendiliğinden gelir.”
Yani eğer bir umut varsa özgürce düşünüp yazabilenlerde…

 Yazar : BNG